Didem Bektaş, Borsacıdan - Borsa Haberleri sitesinin yazarı
Didem Bektaş

Didem Bektaş

27 Eylül 2026 Pazar

SGK Uzmanı İsa Karakaş’tan Emeklilikte Maaş Farkını Bitirecek 4 Kritik Adım

SGK Uzmanı İsa Karakaş’tan Emeklilikte Maaş Farkını Bitirecek 4 Kritik Adım
0

BEĞENDİM

2026 yılına girilmesiyle birlikte en düşük emekli maaşının 20.000 TL seviyesine çıkarılması, milyonlarca emekliyi sevindirse de “prim adaleti” tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Yüksek prim ödeyen ile asgari düzeyde prim yatıranın aynı maaş bandında buluşması, sistemde hakkaniyet arayışını beraberinde getirdi. SGK Başmüfettişi İsa Karakaş, bu düğümü çözecek 4 maddelik çözüm reçetesini paylaştı.

1. 2000 Sonrası İçin İntibak Yasası Şart

Emekli maaşları arasındaki uçurumu gidermenin ilk ve en önemli adımı İntibak Düzenlemesi. 2000 yılı öncesinde emekli olanlar için yapılan uyumlaştırmanın, 2000 yılı sonrasında emekli olanlar için de hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Karakaş, “20 yıl çalışan ve aynı primi ödeyenlerin maaşı eşitlenmeli,” dedi.

2. Tek Seferlik Güçlü Seyyanen Zam

Mevcut kök maaş sorununu kökten çözmek için Temmuz 2026 dönemini işaret eden Karakaş, en düşükten en yükseğe tüm emeklilere 22.000 TL civarında son bir kez seyyanen zam yapılması gerektiğini vurguladı. Bu adımın, maaşlar arasındaki makası kapatmak için “final hamlesi” olması gerektiğini ifade etti.

3. Aylık Bağlama Oranlarında Eşitlik

Maaş hesaplama sistemindeki karmaşıklığın giderilmesi için Aylık Bağlama Oranlarının (ABO) tüm emekli grupları için standardize edilmesi kritik bir ihtiyaç. Sistemin sadeleşmesi, emeklilerin ödedikleri primin karşılığını şeffaf bir şekilde almasını sağlayacak.

4. Refah Payı ve Milli Gelir Endeksi

Karakaş’a göre maaşların erimesini engellemenin yolu, büyüme rakamlarını maaşlara yansıtmaktan geçiyor. Milli gelirdeki artışın her 6 ayda bir otomatik olarak emekli maaşlarına eklenmesiyle, emeklilerin refah seviyesinin korunabileceği belirtiliyor.


Sosyal Destekler Çözüm Mü?

Hükümetin üzerinde çalıştığı “kira yardımı ve sosyal destek” formüllerini de değerlendiren İsa Karakaş, bu yaklaşımın SGK mantığına aykırı olduğunu savundu:

“İnsanlar primlerinin karşılığını istiyor. SGK bir sigorta sistemidir, sosyal yardım kuruluşu değil. ‘Evin varsa yardım yok, kiran varsa var’ yaklaşımı sistemi daha karmaşık hale getirir ve adaletsizliği derinleştirir.”

2026 Ocak ayında memur emeklilerinin %18,60, SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin ise %12,19 zam aldığı tabloda, aradaki farkın refah payı ile eşitlenmesi en güçlü formül olarak masada durmaya devam ediyor.

Devamını Oku

İş Bankası 2026 İlk Çeyrek Bilanço Tarihini Açıkladı

İş Bankası 2026 İlk Çeyrek Bilanço Tarihini Açıkladı
0

BEĞENDİM

Türkiye’nin en büyük özel bankalarından biri olan Türkiye İş Bankası (ISCTR), yatırımcıların merakla beklediği 2026 yılı ilk çeyrek finansal sonuçlarına dair takvimini paylaştı. Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) üzerinden yapılan açıklamada, bankanın performans karnesinin açıklanacağı net tarih ilan edildi.

İş Bankası 1Ç26 Bilançosu Ne Zaman Açıklanacak?

İş Bankası tarafından yayımlanan finansal takvime göre, 01.01.2026 – 31.03.2026 dönemini kapsayan üç aylık konsolide ve konsolide olmayan finansal tabloların 5 Mayıs 2026 tarihinde kamuoyuyla paylaşılması planlanıyor.

Açıklanacak belgeler arasında şu detaylar yer alacak:

  • Konsolide ve konsolide olmayan finansal tablolar.

  • Açıklama ve dipnotlar.

  • Bağımsız denetimden geçmiş sınırlı denetim raporları.

KAP Bildiriminin Detayları

Bankadan yapılan resmi açıklamada sürecin planlandığı şekilde ilerlediği vurgulanarak şu ifadelere yer verildi:

“Bankamızın 01.01.2026 – 31.03.2026 dönemine ilişkin üç aylık konsolide ve konsolide olmayan finansal tablolarının, bunlara ilişkin açıklama ve dipnotlar ile sınırlı denetim raporlarının 05.05.2026 tarihinde kamuya açıklanması planlanmaktadır.”

Yatırımcılar İçin Kritik Tarih

Banka bilançoları, özellikle faiz oranlarındaki değişimlerin ve ekonomik aktivitenin bankacılık sektörüne yansımalarını görmek adına piyasalar tarafından yakından takip ediliyor. ISCTR kodlu hisseler için de bilanço dönemi, aracı kurumların hedef fiyat güncellemeleri ve kâr tahminleri açısından belirleyici bir dönemeç olacak.

Bilanço Nedir?

Bilanço, bir şirketin belirli bir andaki (genellikle yıl sonu veya çeyrek sonu) finansal röntgenini çeken mali tablodur. En basit haliyle; şirketin neye sahip olduğunu ve bu sahip oldukları için kaynağı nereden bulduğunu gösterir.

Devamını Oku

Türkiye’nin En Zengin 100 İnsanından Biriydi! Ahmet Ahlatcı’nın Ahlatcı Holding’ine Kara Para Soruşturması!

Türkiye’nin En Zengin 100 İnsanından Biriydi! Ahmet Ahlatcı’nın Ahlatcı Holding’ine Kara Para Soruşturması!
0

BEĞENDİM

Türkiye’nin en zengin isimleri arasında yer alan ve Ahlatcı Holding’in yönetim kurulu başkanlığını yürüten Ahmet Ahlatcı hakkında “kara para aklama” ve “kaçakçılık” suçlamalarıyla soruşturma başlatıldığı iddia edildi. Gazeteci İsmail Saymaz tarafından gündeme taşınan gelişme, iş dünyasında büyük yankı uyandırdı.

İsmail Saymaz: “Yurt Dışına Çıkış Yasağı Konuldu”

Gazeteci İsmail Saymaz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, dev bir altın rafinerisine sahip olan Ahlatcı’ya yönelik adli bir süreç işletildiğini ileri sürdü. Saymaz’ın iddiasına göre, yürütülen soruşturma kapsamında Ahmet Ahlatcı hakkında yurt dışına çıkış yasağı kararı verildi. Ancak Saymaz, daha sonra yaptığı ek bir paylaşımda Ahlatcı’nın şu an yurt dışında bulunduğunu belirterek kararın uygulanma sürecine dair yeni bir boyut ekledi.

Ahlatcı’dan İlk Açıklama: “Kara Parayla İşimiz Olmaz”

İddiaların odağındaki isim Ahmet Ahlatcı, İsmail Saymaz’a yaptığı açıklamada durumu yeni öğrendiğini ifade ederek suçlamaları reddetti. Ahlatcı, şu ifadeleri kullandı:

“Kara parayla işimiz olmaz. Ben Kapalıçarşı’da ayaklı borsayı faturalandıran adamım. Ortada büyük bir yanlışlık var. Bu kararın en kısa sürede kaldırılacağından eminim.”

Forbes Listesindeki İsim

ABD merkezli ekonomi dergisi Forbes’un yayımladığı “En Zengin 100 Türk” listesinde yer alan Ahlatcı, özellikle kuyumculuk, altın rafinerisi ve enerji sektörlerindeki yatırımlarıyla tanınıyor. Çorum merkezli holdingin bu iddialar karşısında resmi bir kurumsal açıklama yapıp yapmayacağı ise merak konusu.

Soruşturmanın detayları ve yargı makamlarından gelecek resmi açıklamalar, olayın seyrini belirleyecek.

Devamını Oku

Marmara Bölgesi, Depolamalı Rüzgar Enerjisi Yatırımlarında Lider!

Marmara Bölgesi, Depolamalı Rüzgar Enerjisi Yatırımlarında Lider!
0

BEĞENDİM

Türkiye’nin enerji bağımsızlığı yolunda kritik öneme sahip olan depolamalı rüzgar enerjisi projeleri, ülke geneline yayılan bir ivmeyle büyüyor.

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) tarafından hazırlanan 2026 yılı istatistik raporuna göre, ön lisans süreçleri tamamlanan projelerde Marmara Bölgesi açık ara liderliğini ilan etti.

Marmara Bölgesi DRES Projelerinde 11 Bin Megavatı Aştı

Depolamalı rüzgar enerjisi santralleri (DRES), batarya sistemleri sayesinde rüzgarın esmediği anlarda bile şebekeye elektrik sağlayarak arz güvenliğini en üst seviyeye taşıyor. Rapora göre, bölge bazında ön lisanslı kapasite dağılımı şu şekilde gerçekleşti:

  • Marmara Bölgesi: 11.543 MW

  • Akdeniz Bölgesi: 2.208 MW

  • İç Anadolu Bölgesi: 1.854 MW

  • Karadeniz Bölgesi: 1.278,7 MW

  • Ege Bölgesi: 1.184 MW

Söz konusu veriler, Türkiye’nin rüzgar potansiyelinin batı bölgelerinde yoğunlaştığını ancak yatırımların Doğu ve Güneydoğu Anadolu‘ya da peyderpey yayıldığını ispat etti.

İl Bazında Zirve Tekirdağ’ın

Ocak 2026 itibarıyla depolamalı rüzgar santrali ön lisans kapasitesinde iller arasındaki rekabet de netleşti. Tekirdağ, 4 bin 863 megavatlık kapasitesiyle Türkiye’nin bu alandaki “enerji üssü” olma yolunda ilerliyor.

Tekirdağ’ı sırasıyla Kırklareli, Edirne, Antalya ve Eskişehir takip ediyor. Trakya bölgesindeki bu yoğunlaşma, sanayi bölgelerinin enerji ihtiyacının yerinde ve sürdürülebilir karşılanması açısından stratejik önem taşıyor.

Şebeke Esnekliği İçin Kritik Hamle

TÜREB Başkanı İbrahim Erden, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede depolama çözümlerinin rüzgar enerjisinin şebekeye entegrasyonunu güçlendirdiğini vurguladı. Erden, “Depolamalı projelerin devreye alınması, üretimdeki dalgalanmaların yönetilmesi ve sistem esnekliğinin artırılması bakımından kritik bir rol üstleniyor. Bu yatırımlarla birlikte rüzgar enerjisi, çok daha dengeli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşacak,” ifadelerini kullandı.

Bu projelerin hayata geçmesiyle Türkiye, fosil yakıtlara olan bağımlılığını azaltırken küresel iklim hedeflerine bir adım daha yaklaşmış olacak.

Devamını Oku

Euro ve Yuan Hedefleri Dolarda Kan Kaybını Hızlandırıyor!

Euro ve Yuan Hedefleri Dolarda Kan Kaybını Hızlandırıyor!
0

BEĞENDİM

Dolar, euro ve yuan karşısında yeniden değer kaybediyor; bu durum, Avrupa ve Çin liderlerinin, dolara yönelik artan şüphelerden yararlanarak kendi para birimlerinin küresel rolünü artırmaya çalıştığı bir döneme denk geliyor.

Son döviz kuru hareketleri, özellikle Washington olmak üzere tüm taraflar için istenen sonuçları doğuruyor gibi görünüyor.

DOLAR NEDEN KAN KAYBEDİYOR?

Ay Yeni Yılı tatillerinin yaklaşmasıyla birlikte, Çin’in offshore yuanı dolara karşı neredeyse üç yılın en yüksek seviyelerine ulaştı. Dolar, geçen yılın başından bu yana yuan karşısında %6 değer kaybetti.

Aynı dönemde euronun dolara karşı %15’lik yükselişi, döviz kurunun geçen ay belirlenen 1,20 doların üzerindeki beş yıllık zirveye yaklaşmasıyla daha da belirgin hale geliyor.

Bu adımlar, her iki alandaki liderlerin son dönemdeki söylemleriyle uyumlu.

Geçtiğimiz Perşembe günü, Avrupa Merkez Bankası kaynakları, ECB’nin uzun süredir savunduğu ‘küresel euro’ çağrısını desteklemek amacıyla, euro likiditesini daha fazla ülkeye genişletmek, euroyu yurtdışında daha ucuz ve kolay kullanılabilir hale getirmek ve para biriminin uluslararası rolünü güçlendirmek için çalışmayı planladığını söyledi.

Ardından bu hafta Salı günü Avusturya Merkez Bankası Başkanı Martin Kocher, Avrupa Merkez Bankası’nın büyük bir değişime hazırlıklı olması gerektiğini söyledi. Kocher, şu ifadeleri kullandı: “Karşıt ülkeler tarafından euroya olan ilginin arttığını görüyoruz ve bence bu, euronun değer kazanmasının ve daha güvenli bir liman haline gelmesinin nedenlerinden biri.”

Bu arada, Çin Devlet Başkanı, 1 Şubat’ta, üst düzey ticaret ziyaretleri ve ‘eşit, çok kutuplu bir dünya’ çağrıları arasında, Pekin’in küresel ticaret, finans ve dünya rezervlerinde daha yaygın olarak kullanılan ‘güçlü bir para birimi’ arzusunu kesin bir dille yineledi.

Her iki bölge de, ABD’nin agresif ve yıkıcı diplomasi ve ticaret politikasının ardından, küresel yatırımcıların doların dünya finansındaki ezici hakimiyetine ilişkin yeniden düşünmeye başladığını hissediyor gibi görünüyor ve şimdi harekete geçme zamanı gelmiş gibi duruyor.

Ancak daha zayıf bir dolar kurunu memnuniyetle karşılamak başka bir şey, ABD yönetimindeki birçok kişinin daha zayıf bir doları benimsediği yeni bir dünya düzeninin sonuçları ise bambaşka bir şey. Tüm taraflar dikkatli davranmalı.

Trump, Ocak ayındaki sert dolar düşüşünü “harika” olarak nitelendirdi. Hazine Bakanı Scott Bessent ise on yıllardır kullanılan, biraz yıpranmış “güçlü dolar” söylemini yeniden gündeme getirmiş olabilir, ancak bu ifadenin mutlaka geçerli döviz kurlarını ifade etmediğini de defalarca dile getirmiştir.

Aynı zamanda, Trump’ın özellikle Asya genelinde imzaladığı çok sayıda ikili ticaret anlaşmasında döviz kurlarına ilişkin örtülü herhangi bir anlaşma olup olmadığı konusunda sorular devam etmektedir.

Ancak perde arkasında neler olup bittiğine veya liderlerin para biriminin uluslararasılaşmasına ilişkin gerçek planlarının ne olduğuna bakılmaksızın, piyasalar doların yeni yıldaki gerilemesini atlatmakta isteksiz davranıyor.

EURO VE YUAN AĞIRLIKLARI

İlginç bir şekilde, tüm dolar endişelerine rağmen, euro/yuan döviz kuru geçen Nisan ayındaki ABD gümrük vergisi şokundan bu yana neredeyse hiç değişmedi.

Ticaret yoluyla bu kadar yakından bağlantılı olan iki bölge için, doların her ikisine karşı da değer kaybetmeye devam etmesi durumunda bile, bu istikrar önemlidir.

Örneğin, yuan, Avrupa Merkez Bankası’nın ticaret ağırlıklı euro sepetinde %15,5’lik bir paya sahip olup, bu oran doların %17,4’lük ağırlığına oldukça yakındır. Benzer şekilde, euronun Çin’in ticaret ağırlıklı yuan sepetindeki %18’lik payı da doların payına neredeyse eşittir.

ABD Merkez Bankası’nın geniş dolar ağırlıklı ticaret sepetinde euronun ağırlığı %21 gibi oldukça yüksek bir orandayken (yuanın %10’luk oranının iki katından fazla), doların her iki para birimine karşı zayıflamasının diğerine de hızla yansıması muhtemeldir.

Sınır ötesi yatırımcılar, özellikle devlet tahvillerine yatırım yapanlar için, istikrarlı ve uzun yıllar sürecek para birimi değer artışı beklentisi, daha yüksek getiri sağlayan ABD Hazine tahvilleri ile Avrupa veya Çin tahvilleri arasında seçim yaparken önemli bir fark yaratmaktadır.

Bu hafta Çinli düzenleyicilerin kendi bankalarını ve yatırımcılarını ABD Hazine tahvillerindeki yoğun konsantrasyonlarını yeniden gözden geçirmeye çağırdığı yönündeki haberler, doların olumsuz seyrini daha da güçlendirdi.

Euro cinsinden borçlanma senetleri için, yatırımcılar açısından döviz kuru hesaplamaları daha da önem kazanacak; bunun en önemli nedeni, döviz kurundaki güçlülüğün Avrupa Merkez Bankası’nı (ECB) nihayetinde daha fazla gevşeme politikasına yönelmeye zorlayabilmesidir.

Belki de sonuçta herkes daha zayıf bir dolardan memnundur ve on yılı aşkın süredir devam eden aşırı değerlenmeyi ortadan kaldırmak için büyük bir anlaşmaya veya yeni bir uzlaşmaya gerçekten gerek yoktur…

Bu doğru olabilir. Ancak piyasalar çok hızlı bir şekilde büyüyebilir.

Devamını Oku